Ciddiyet Mi, Neşe Mi? | 22 Şubat 2010 ~ Günün Hikayesi
Ciddiyet Mi, Neşe Mi? | 22 Şubat 2010 ~ Günün Hikayesi/rapidshare.com
Ciddiyet Mi, Neşe Mi?
Toplum içinde yaşamak, onun kurallarıyla oynamayı gerektirir çoğu zaman. Bu ise insanı ağırlaştırır. Ne var ki içimizde bir şey buna oldum olası direnmiştir, direnmektedir, direnecektir…
Beklentiler; bizden bir şeyler bekleyen bir sürü insan. İşte ağırlaşmanın en önemli nedenlerinden biri de budur. En yakınlarınızdan başlayarak, hiç tanımadığınız insanlara kadar sürekli genişleyen bir yelpaze gibidir bu. Bir farkla; sizi serinletmez…
Toplum sizden ciddi olmanızı bekler, para kazanmanızı
Ciddiyet Mi, Neşe Mi? | 22 Şubat 2010 ~ Günün Hikayesi
Ciddiyet Mi, Neşe Mi?
Toplum içinde yaşamak, onun kurallarıyla oynamayı gerektirir çoğu zaman. Bu ise insanı ağırlaştırır. Ne var ki içimizde bir şey buna oldum olası direnmiştir, direnmektedir, direnecektir…
Beklentiler; bizden bir şeyler bekleyen bir sürü insan. İşte ağırlaşmanın en önemli nedenlerinden biri de budur. En yakınlarınızdan başlayarak, hiç tanımadığınız insanlara kadar sürekli genişleyen bir yelpaze gibidir bu. Bir farkla; sizi serinletmez…
Toplum sizden ciddi olmanızı bekler, para kazanmanızı bekler, kazandığınız parayı harcamanızı bekler, sürekli ihtiyaç duymadığınız şeyleri ihtiyacınız varmış gibi göstererek borçlanmanızı bekler, saygın bir mesleğiniz olmasını bekler.Toplum bir sistemin içinde varolur ve o sistem sizi bir döngünün içine hapseder; sizin olmayan bir yaşamın içine…
Yaşadığınız hayat ne kadar sizin?
Yapılacak işler belliyse, gidilecek yerler, rutinler, rutinler, rutinler…
Yavaş yavaş enerjinizi sömüren bir düzene paçayı kaptırmışsınız demektir. Sürekli kendini yenileyen dertler, üzüntüler, stres, beklentiler ve anbean artan sorumluluklar. Bir de bakarsınız kendi yaşamınızın ipleri elinizden çoktan kaçıp gitmiş. Zamanınız satın alınmış, geriye kalan çok az bir dilimde de yaşama neşeyle bakacak derman kalmamış…
İşte ciddi olmak burada başlar. Haberiniz olmadan sizi saran bu şey yaşama sevincinizi de elinizden almış gibidir. Mecbur olduğunuz bir yaşama doğmadınız ama işte buradasınız ve bu noktaya nasıl geldiniz?
İpin ucu nerde kaçtı?
Her şeyi kontrol etme dürtümüz mü başlattı süreci yoksa diğerlerine benzeme arzumuz mu?
Sorular elbette kolay sorulabilir, cevaplar o kadar da kolay gelmiyor sanki. İçimizde bir şey bizim bu duruma bu denli katkıda bulunabileceğimizi kabul etmiyor gibi. Sorumluluğu almaya direnen bir yanımız var.Zira öyle gördük.Yaşam böyle.Böyle gelmiş böyle gidecek. Tek başına ne yapabiliriz ki?
İşte bu zayıf yanımız. Herkese benzeyen, gördüğünü bilen, görmediğini hayal edemeyen, temel korkularla yönlendirilen ve ortak bir zihnin kurbanı olan yanımız…
Ya diğer yanımız? Onu yeterince güçlendirmişsek eğer ipleri yeniden eline alacaktır. Bundan kuşkunuz olmasın. Bunun için her iki yanın koordine hareket etmesinin gerekliliğini anladığımızda ani değişimler de kapıyı zorlamaya başlayacaktır.
O zaman anlamaya başlarız; yaşamın içinde ne kadar ciddi olduğumuzu ve bu yaklaşımın öfkenin hükümranlığına neden olduğunu. Aslında öfke günlük yaşamın koşulları yüzünden yer değiştirip ulaşılamayacak köşelere itilen enerjiden başka bişey değildir. Yaratıcı enerjimiz ise kendini ifade edebildiğinde, öteki yanımız ortaya çıktığında neşe de kendiliğinden ortaya çıkacaktır. İşte o zaman yaşamımızın ipleri kendi sezgisel bilgeliğimizin rehberliğinde ait olduğu yere geri dönecektir. Görüldüğü gibi kendi gücümüze sahip çıkmadığımız her seferinde bizi yöneten güçlerin eline düşeriz. Bu durumu değiştirmek yine kendi elimizdedir ve çok zor olsa da imkansız değildir.
Ancak kendi kendimizle sürekli uğraşmayı gerektiren bir durumdur bu. Her geçiş sancılıdır,ağrılıdır. Birşeylerin değişmesi bir şeylerin de yıkılmasını gerektirdiğinden her an eskiye dönme eğilimi taşıyan zayıf bir yanımız olduğunu ve bu yanımızın rehberliğini bir yana bırakmamız gerektiğini unutmamalıyız..
Ciddiyet insanı kilitler; geçişleri zorlaştırır, hatta imkansızlaştırır. Neşe ise hayatı kolaylaştırır, esnetir, farklı yönlerini gösterir.
Neşeyi, coşkuyu, gülmeyi asla bir kenarda bırakmamalıyız…
Neşe hayattır…
Selma Akar
__________________
yolumuza ForumeZi.NeT olarak devam...
Her yaratık kendisine göre
bir yöntemle ırmak dibindeki
dallara ve kayalara sıkıca tutunmuştu,
çünkü yaşama biçimleriydi
tutunmak ve doğumdan beri
bildikleri tek şey akıntıya
karşı durmaktı.